|
PING !.
bir ten uzağımdasın; kokundan burnum bayram etmesi
dileğiyle...
ellerinin sıcaklığından yanıyor yüreğim, hiç dokunmadan hissettiğim
hava molekülleriyle...
farklı gibiydik illk başta, ama hayır, aynıyız başından beri...
zaman geçtiğince anladık bunu, zaman geçtiğince şaşırdık belki.. ama
esas olan birşey vardı...
aynıydık, bizdik başından beri... aynıydık, bizdik başından belli...
senle ben, ben oldum; belkide benle sen, sen...
sende bulduğum ben'e, ben kattım benliğimle; sen kattım benliğimden,
ve kendimde seni ürettim sana dair, senin için, "bak nasıl olmuş"
dercesine...
bir çocuk yüzündeki heyecanlı gülümsemesi ile...
zaman zaman gözlerimin içi gülüyor, sırf sen gülüyorsun diye..
zaman zaman bana bakıyorsun anlarca.. ve o anların hiç bitmemesi
gerektiğini gayet kendimden emin biçimde bilirken ben; an olduğu
için bitiveriyor aniden hüzünlerimin ardından...
yağmur yağarken belki kapuşonunu örtmen gerekmeyebiliyor, el ele
tutuştuğumuzda..
sahil şeridinde yürürken el ele, sabahın tuzlu deniz kokusundan
üşüyen bizi andırıyor gözlerin....
belkide öperken beni son anda kaçırdığın dudaklarının hatrına
sayıklıyor yüreğim...
biliyorum, şuan okuyorsun belki; belkide ilk bir iki satırdan sonra
vazgeçtin okumayı, "bu ne biçim deli işi!" dercesine..
ama ben biliyorum seni; kendimi, bizi...
ve ben diyorum...
ne hissediyorsan o olsun; ne hissediyorsam bu.. bırak kendini bana
ve şu ana değin yaşamadığın bir, birkaç ay yaşa... ve o an hisset,
bu birkaç ayın sence ne denli kalıcı ve bir o kadar uzun
hissettirdiğine bünyenin...
trafilte yavaş giden araçların soldan gittiği deniz aşırı beldede,
beni düşün belki yağmur altı karanlığının ötesinde...
beni düşün... bu geceyi, dün geceyi, pazar gecesini...
geldiğinde tekrar bul beni yakamda karanfil olmaksızın, salt
notalarımla,
bul beni ve ger arşemin kılını, tekrar senin için ve sana keman
çalabileyim diye..
keman çalabileyim ve ruhumun derinliklerinden senin
derinliklerindeki ruhuna ulaşabileyim...
şuan olduğu gibi...
ve inan bana asla pişman olamayacaksın birtane..
..ve her daim, karanlığın ardındaki ıslak sıcaktan sana "ping"
atıyorum; atıyorum ki aradaki mesafeyi ölçeyim, gerekirse
kısaltayım, gerekirse hiçe sayayım; sayalım... diye...... |