|
28 ocak 2009
Yine bir infosu
yine bir güzel çarşamba akşamında daha birlikteyiz sevgili
dinleyiciler ve dinleyici adayları...
bu akşamı en iyi şekilde geçirme dileklerimizi sunarken ağır ağır,
yarının yarın, ama aynı zamanda perşembe olduğunu, bununla birlikte
perşembe akşamlarının bir vazgeçilmezi olduğunu, ve aynı zamanda bu
vazgeçilmezin jazzstopa gelmek olduğunu unutmamanızı temenni ederim
içte içe...
Güvenç Dağüstün ve ekibini unutacağınızı hiç sanmadığımdan jazzstop
ve perşembeyi unutmamanız konusunda salık verdim :)
yani bu biraz unutulmaması gereken birşeyi unutmamak için sağ elin
işaret parmağına bağlanan ip misali; ki o ipin neyi unutturmması
gerektiğini unutturmaması için orta parmağa, orta parmaktaki ipin
neyi unutturmaması gerektiğini unutturmaması için yüzük parmağına,
yüzük parmaktaki ipin neyi unutturmaması gerektiğini unutturmaması
için ise serçe parmağına bağlanan ipin ucunu kaçıran ve çorabın
sökük kısmını patisiyle dolayan bir kedi timsalidir hayat...
nasıl başladığı belli değilken, nerelere götüreceği hiç belli
olmaz...
haticenin neticeye, sütün çikolataya doyduğu an anlaşılır ki bu
doymak bilmez gerçekler, kendi gerçekliklerini bile bazen
unutturabilirler ve unutanları unutmamak, unutturanları unutturmamak
için her parmağımıza bağladığımız iplere bel bağlamamalıyız...
günün özü şudur ki, gönül gözüyle gördüğümüz; varolan gerçekliklerin
her daim varolacağı ve varolmayanların ise hiçbir zaman
olamayabileceği ile olamayabilirlik arasındaki çelişki
hezeyanları...
gönlün götürdüğü noktada biraz da kalıcı olmak kanaatindeyseniz
eğer, müziği sevin. beni de tabi :p
bir mesajı daha kaygısız mesajlar silsilesine kattıktan sonra
sevgili dinleyici, şömine başında kırmızı şarabımı yudumlarken,
kucağımdaki mart ayı yaklaşmış kediyi, duvardaki kale çizgisine tam
doksandan gol atıp, sokağa vericem kendimi...
yollara...
uzaklara...
jazzstop..
..belki..
belki de değil..
kalın sağlacakla...
Copyright © Mart 2008-Ocak 2009
Ulaş Kurugüllü
[yazının her hakkı saklıdır.mektup, telgraf, telex, email, telepati,
sms yoluyla eşe dosta veya (hatta) hiç tanımadık kimselere yollamak;
eş dost toplantısında ayağa kalkıp, bardağa bıçak arkasıyla vurarak
ses çıkartmak ve topluluğu susturmak suretiyle şiir tandansıyla
okumak; yemekten sonra tok karnına veya yatmadan önce yastık
altından print edilmiş yazıları okumak; çok romantik bir anda,
şöminenin çıtırtılı pıtırtılı sesi, bardağa konulan kırmızı şarabın
kadehe dolum sesi, fonda romantik bir keman müziği eşliğinde
sevgiliye edilecek evlilik teklifinden önce kulağa fısıldamak;
yasaktır...belki arada yurtdışındaki abiye telefon edilebilinip
gülerek anlatılabilinir bak buna izin var (anlayan anladı) :]
2 nisan 2009
"Güvenç Dağüstün ile
Bahar Çiçekleri", baharın gelmesine dem vuran, baharın taze ferah
kokusunu içimize çektiğimiz şu günlerde, pörtleyen yağmura ve bir
takım hayasız elektrik kesintilerine inaden; dimdik ayakta olan
bizler için, eğlencenin dibini kestiremememiz için tasarlanmış, her
haftanın soldan dördüncü gününde jazzstop sahnesinde vuku
bulacaktır...
şahit olmak için orada bulunmanız yeterli...
yani nedir?
...bu akşam JazzStop sahnesindeyiz...
"Güvenç Dağüstün ve Bahar Çiçekleri"
JazzStop 23:45
size bir ek$i sözlük ritüeli ile yazılmı sonlandırıyorum
Samatya'nın muhteşem (detone) ve kadife (kart) sesiyle;
eğlenceeee eğlenceeee eğlenceeee eğlenceeee !
namaste!
5 şubat 2009
hasta yatağından
yazılan infodur
efenim, yaklaşık 3-4 gündür ateşli hasta olduğumdan kelli gerek
infolara, gerekse event üzeri bir takım serzenişlere ara vermek
zorunda kalmamdan ötürüdür ki bu, bu akşam ki Güvenç ile Dağüstün
eğlencesinin olmadığı kanısına vardırmasın kimsecikleri...
saatler 00:30a yaklaşır, bizden önce jazzstop sahnesindeki muhteşem
(!) grup sahneden indikten sonra şayet hala taakatimiz var ise o
hengameden sonra, jazzstop sahnesinde olacağız 00:30 sularında...
kişisel olarak katılımım tamamen o saatler yaklaştığındaki
fizyolojik ve psikolojik durumumla doğrudan ilintili olacağından
şuradan net birşey belirtemiyorum...
saat 22:00 civarında birbirinden değerli (!), birbirinden yetenekli
(!) müzisyenlerden oluşan ismini hatırlamadığım bir muhteşem (!)
grup sahne alıp, birbirinden leziz (!), müzik tarihinin mihenk
taşları olan süper muhteşem (!) eserlerini icra ettikten sonra biz
saat 00:30 civarında sahneye çıkacağız.
erken gelmek isteyenlere duyurulur...
bilerek erken gelip, muazzam (!) grubu kaçırmamanızı ayrıca tavsiye
ederim ayrı :D
neyse efenim, 00:30'da sahnedeyiz...
görüşmek üzere...
12 şubat 2009
“perşembenin ilk saatleri güvenç ve dağüstünü
dinleyeli” infosu
evet efenim gün
geçmiyor ki kafiye için lafı döndürmediğimiz, döndürdüğümüzde ise
evirmediğimiz, evirdiğimizde ise anlam kaygısı taşımadığımız
cümleler yazmayalım...
diye başlanan bir infoda az sonra olacaklardan, yazılan yazıdan,
cümle düşüklükleri ve uzatmalı bi nevi yılan hikayesine
dönüştürülmüş cümlelerden de hiç bir şekilde sorumlu olmayacağımı da
anlamışsınızdır sanırsam...
herkes güzelce anladığına göre (ki sallanan kafalardan yazar bunu
net olarak algılamaktadır) bol sakallı betimlere geçelim hemen tüyü
bitmemiş bunca yetim varken ülkemizde...
bide yeri gelmişken betim güneşinde de söz etmek istiyorum dünya
çapınca ünlü Betin Güneş isimli bir bestecimiz hali hazırda
varken...
bu kadar kötü esprinin de ardarda yapıldığını da zaten başka bir
yerde göremez, şahit olamazsınız; bence keyfini çıkarın...
efenim, bünyelerimize zerk edilen onca c vitamini, betakaroten, b12,
b4,b10 vitaminlerinden sonra afedersiniz öküz gibi sahalara dönüşümü
kutluyorum kendi kendime... ki son zamanlarda birçok şeyi kendi
kendime yaparım...
her ne kadar her daim hayvansı bir bünyeye sahip olduğumdan belli
dönemlerde gurur duysam ve "Ulaş hayvansın!" sözünü de defalarca
insanları şaşırtırcasına birçok minvalde duyuyor olsamda, bu
hayvanlığım türlü virüslere geçici olarka yenik düştü ve birçok
kişiyi aylarca yatıran hain virüs, vücudumun belli bölgelerinde vuku
bulan antivirüsler ve evet hayvansı bedenim sayesinde 1 hafta gibi
göreli bir kısa süre içerisinde en fazla 38.5 derece ateşe kadar
çıkıp indi...
geçen perşembe siz "madem Ulaş yok bizde keyfini çıkaralım"
gecesinde "ohh ohhh hazır Ulaş'da yok, ne kadar eğlenceli
buralar..." "ulen buralar eskiden dutlukmuş!" nidalarıyla eğlenirken
ben televizyonun karşısında sol kolum bedenime yakın bir biçimde
ateşimin ölçülmesini bekliyordum... bekleme süreci sonrasında çıkan
39a 4 var sonuyç ateşine istinaden de gelmemeyi, belki canlı
telefonla bağlanmayı uygun görüp kendime residansımdan dışarıya hiç
çıkmadım.öyle ki, altın varaklı ikiz yatağımdan bile hiç inmedim...
hastalık zordu efenim evet; Allah büyüğünden korusun... hizmetçiler
çok uğraştılar benimle, bir tanesi portakal suyumu porta pinçik
ederken bir diğeri soğuk algınlığımı alınganlığa dönüşmesin diye
psikolojik kompress uyguluyordu. beriki bana günlük gazetelerimi
okurken, bir diğeri ise iyileştikten sonraki toplantı ve
görüşmelerimi bana hasta yatağımda hatırlatıyordu... benim yerime
işe giden bir hizmetlim bile vardı inanmazsınız... evet bende
inanmadım yazarken; neymiş? ateş halinde halisülasyon görülmesi
gayet mümkünmüş... hali sülasyonlar, hanisolüsyonlara dönüştüğünde,
"en mantıklısı" dedim kendi kendime, zira derim ara sıra en
mantıklısı diye durup dururken, kendi kendime.. (manyak mıyım neyim
sayın seyirciler?) norveçli bilimadamlarının ürettikleri losyonlar
olsun bari, çünkü onlar ellerine önem veriyorlar, isviçreli bilim
adamları gibi manyak manyak bozuk yumurtaları aylarca
labratuarlarında yarısını ipana ile fırçalayıp, diğer yarısını saç
kremi reklamında kepek çıkması gereken saçın diğer yarısına
sürmüyorlar dedim...
iyi demişim dimi?
efenim geri kaldığım haftadaki infolar sebebiyle arayı kapatmaya
gayet niyetli bir info yazıyor olduğumu hala görmektesiniz...
siz bu yazıyı okurken ben çoktan yazmış ve ne denli inatkar olduğumu
bu minvalde sizden çoook önce kendi kendime de görmüş olacağım...
bu perşembe, tıpkı diğer perşembe akşamlarındaki gibi pek keyifli
geçecek efenim, demedi demeyin.ama bir demet maydonoz yemeden az
evvel iyi düşünün diyeceklerinizi, zira hali hazırda demeti yedikten
sonra bir takım deyişlerde bulunmak için bir süre geç kalmış
olacaksınız. diş minesi üzeri lebiderya maydonoz partikülü açısından
:D
efenim Güvenç ve Dağüstün, ikisi bir arada, türünün tek örneği
olarak, -ördek mi demeliydim, en portakallısından. ya da en porta
kıllısından-
porta kıllı düvel ördeği vermek gerekirse; Güvenç ve Dağüstün, en
içten içselleştirilmiş öznesel materyalist ezgileriyle, bir sahne
showunda da kendisi ve benliği ve elbette diğer kişilikleriyle canlı
yayında, sansürsüz, reklamsız jazzstop sahnesinde olacak...
portakallı ödlek vermek gerekirse, bu perşembe tıpkı diğer
perşembeler gibi, en eğlenceli, en çılgın atacaklı, bir şov
olacak...biliyorum
hem Ulaş'da var. ilgilisine...
kalın sağlacakla...
sebastian, terliklerimi getir! londraya gidiyorum !..
hayır çizmelerimi getirdiğin zaman ancak italya ya gidebilirim...
cevap verme sebastian ! hadi terlik diyorum. pis kuçu kuçu...
copyright © 2009 Ulaş Kurugüllü
[buraya klasik copyright yazısı yazmak istemediğimdendir belkide bu
cümleleri kurma hissiyatı içerisinde, içsel bir eğilimle
büzüşmekteyim; kaynak belirtmeden (ki yazıları neremden uydurduğum
gayet belli) dolaylı veya dolaysız olarak yazıları çalan çırpan
eşektir. tıpkı duvara işeyen gibi.]
16 şubat 2009
Van minüt eskizü
infosu
van..van minüt..esküzü van minüt...
henüz bugün günlerden pazartesi iken yazdığımız şu güzide infoda da
gayet net bir biçimde belirttiği üzere, perşembe akşamı saatlerimiz
23:33'ü gösterirken "Güvenç Dağüstün ile van minüt esküzü" 2 yılı
aşkın süredir olduğu gibi, siz sevgili seyircilerine, mum ışığı
bezeli bir eşsiz Jazzstop atmosferinde unutulması güç bir perşembe
akşamı eğlencesi yaşatacak...
saatlerimizi kuralım, sabırla bekleyelim FM
26 şubat 2009
bir garip gece yarısı
infosu...
...bütün gün kırlarda koşup oynayan küçük kız, bir ağaç gölgesinde
oturup dinlemek istedi, o gün diğer günlere istinaden o kadar
yorulmuştu ki neredeyse yüzündeki çillerin yeri bile
değişmişti...ağacın anaçlığı ve gölgenin sessizliği ile göz
kapakları hafif hafif kapanmaya başladı.
o esnada karşı şeritten inanılmaz derecede hızlı bir kamyonet,
olanca çıkabildiği sesi ile korna çalıyor, selektör yaparak üzerine
doğru geliyordu.ne yapacağını şaşırdı. arkasına baktı ve o sevdiği,
uğruna neleri kaybetmeye göze aldığı minik ayısını orada gazi olarak
bırakarak, bacaklarını birden gerdirerek, çok uzun bir yere
varabilecekmişcesine upuzun atladı.
önce hafif bir boşluk hissinde buldu kendini, ardından bu boşluğun
hızla altından geçen hava ve havanın soğuk rüzgarından anladığı
kadarıyla tahmininden çok daha derin olduğunu sezdi.sımsıkı kapadığı
gözlerini birden açınca birde baktı; göremiyordu.artık kör bir
tavşan olarak yoluna devam edecek, pembe leziz etini yemeğe çalışan
çapkın arslanlardan da sadece kalçasındaki minik yuvarlak şeklindeki
kuyruğun salgıladığı kızılötesi ışınların ileri ve geri yöndeki
olası engellere çarpıp geri gelmesi ve bu ışımanın yarattığı latency
tepkime süresini ölçecek şekilde yönünü bulabilecekti. bu onun için
inanılmaz zordu zira daha latencynin ne demek olduğunu bilmiyordu ve
ayrıca daha önce hiç yarasacılık yapmamıştı.bir dönem çok yakın bir
arkadaşının yerine 2 günlüğüne yarasa olmuştu fakat annesi çok
kızmıştı ona. ve o günden beri bir daha yarasa kardeşleriyle
oynamasına izin vermemişti.
enteresan bir minik tavşandı, diğer arkadaşlarının aksine 62 yerine
88den üretilmişti ve bu onun en büyük özelliği haliydi.yeteneğinin
ve bu büyük farkının farkındaydı, zaten diğer arkadaşlarının da
dalga geçme konusu gayet buydu. bir dönem gittiği dershanede çok
tatlı bir çocuktan hoşlanmıştı. çocuktan hoşlanmasının nedeni tatlı
olması mıydıydı çok mu; bilinmez, hayatının geri kalanını onunla
geçirip, çocuk torbaya karışmayı istemesi içten bile değildi. hatta
bir gün yine ormanda koşup oynarken bir avcının saçmasına denk
geldiğinde bile neredeyse avcıya kendisini sunup onun hayatını
kurtaracak gücü kendinde bulmuştu.fakat o esnada zihninde beliren ak
sakallı tavşan dede, ona saçmalamaması gerektiğini, bu hayattaki
görevinin bu olmadığını, gelecekte çok büyük bir şarkıcı olacağını,
hatta youtube'da bir numara olacağını, yaştaş bütün gençliği
peşinden sürükleyip yeni bir dönem açacağını iletmişti.
aslında ilk başta ak sakallı dedeler dedesi tavşan dede de kendi
söylediğine inanmamıştı ama çok da fala yapacak birşeyi yoktu, zira
repliği bu şekildeydi...
ailesi asla bir şarkıcı olmasını, hatta hiç bilmediği bir mecrada
ünlü olmasını istemezdi. onun tek yapacağı yemek, içmek, zeytin
zeytin ufak siyah parçalar üretip her yere saçmak ve geçimini
sürdürmekti, yüzyıllar boyu tüm sülalesi bu şekilde yaşamıştı.
youtubeda bir numara olmak da neydi? gel zaman git zaman bizim
azimli minik tavşancığımız önüne hedefler koydu ve az az başarmaya
ve gittikçe ilerlemeye koyuldu.
bir gün en büyük assolist o olacaktı. 2-3 günde bir gece rüyasında
kocaman sahnelerde şarkı söylediğini görüyordu. önce keman şarkının
introsunu giriyor, arkasından klavyeye bırakıyor, ardından gitar ve
basın birlikte motif motif çaldığı ezgi, davulun tansiyonu
yükseltmesiyle sonlanıyordu... bu esnada lcd spotlar üzerinde, pembe
elbisesi ve inanılmaz seksi kuyruk dekoltesi mekanda bulkunan bütün
genç kız ve kadınların gözlerini alıyordu... sahneye sürekli içkiler
geliyor, sürekli peçete üzerine yazılmış şarkıları istek
isteyenlerin isteklerini kırmamak için söylüyordu...
bir gün yine sahnede gel ey seher'i söylerken enteresan bir duygu
içerisine kapıldı. birden yüreği hızlı hızlı, daha öncekinden çok
garip bir şekilde atmaya başladı.ve bu hissi farkedip gözlerini
açtığında, yıllar önce aşık olduğu çocuk tavşanı karşısında
gördü.inanılmaz bir hayretle onu izliyordu.şarkısını bitirdiğinde
ise sağ yanağından süzülen gözyaşını farketmeden olanca gücüyle
kendisini alkışlıyordu çocukluk aşkı...
artık birbirilerini bulmuşlardı, bir daha ömür boyu birlikte
olacaklar, boy boy sincaplar, civcivler, tavşancıklar büyütecekler,
mutlu mesut geçinecekler, eğer bir dönem kriz mriz olursa
çocuklardan birini şöminede çevirip kırmızı şarap ve keman eşliğinde
afiyetle yiyecekler ve hayatlarının sonuna kadar bu şekilde
yşayacaklardı fakat o esnada birden ışıklar açıldı...
-efendim saat 12ye geliyor, sıra sizde !.
-ha ne?dur...
-efendim lütfen, bakın saat 12ye 10 var insanlar sizi bekliyor
aşağıda, lütfen uyanın, üstünüzü giyin ve aşağıya inin.
-peki ya tavşan?
-efendim rüya gördünüz.bakın, sebastian ben sadık hizmetçiniz. bütün
biletler satıldı, halk sizi bekliyor aşağıya kulak verin isterseniz:
(güvenç güvenç diye jazzstopı dolduran kitlenin sesi, değil sadece
binayı, tüm beyoğlunu inletiyordu...)
...ve güvenç ofisteki koltuktan kalktı, garip ve anlam veremediği
rüyalar silsilesinden uyanmanın verdiği mahmurluk ve sarhoşlukla
viskisini yudumlayarak aşağı indi. ve 2 yıldır olduğu gibi
izleyenleri eğlendirmeye, coşturmaya, yeri geldiğinde hüzünlendirip
ağlatmaya devam etti...
mutlu son:
yine 2 yıldır her perşembe olduğu gibi jazzstopa gelen misafirler
mutlu mesut dönmüşlerdi.yine birbirlerine grubu canlı müziği,
repertuarı ve diğer yaşanan süprizleri anlatıyor, cumagünlerini bu
keyifle geçiriyorlardı...
efenim;
"Güvenç Dağüstün Harikalar Diyarında",
her perşembe 23:33 JAZZSTOP
bekleriz...
© 2009 Ulaş Kurugüllü
26 şubat 2009
“hadi” infosu
-merhaba babaanne !
-noşgeldin yavrum...
-babaanne, burnun neden büyük?
-seni daha iyi koklayabilmek için.
-babaanne saçmalama estetik yaptırıp büyültmedin mi ne saçmalıyorsun
sen?
-yahu evladım yaşlılık, unuttum işte, istediklerimi getirdin mi ?
-evet, magnum çikolata, orkid ve 12lik kutuda duracell pil.
-sağol yavrum, hadi koy masanın üzerine git işim var benim...
-peki babaanne, ama aklıma birşey takıldı, biz neden saçmalıyoruz ?
-ne bileyim yavrum, Ulaş yazıyor bizde şekilleniyoruz bi nebze...
-sebze sevmiyorum ben.
-tamam yavrum mekdanıltsa gideriz...
-olley
-kaybol
-..
diyalogdan da gayet net bir biçimde anlaşılacağı üzre, algıda
seçicilik ile algıda göçücülük, insan hayatını bir sebze de olsa
etkileyebilen yegane iki kardeş faktöringtir.
ayrıca bu akşam JAZZSTOP semalarında "DOA" konseri saat 22:00'dan
itibaren
(15 dakika kaldı e hadi?)
yine ayrıca, yine bu akşam yine JAZZSTOP senalarında (semanın
kardeşi) "GÜVENÇ DAĞÜSTÜN HARİKALAR DİYARINDA" konseri saat
00:15'ten itibaren sansürsüz, genel izleyici ve güzel izleyiciye
hitaben, reklamsız, tek çekimlik ama vada hayvancığına hitaben artı
6 taksitle canlı bir biçimde yayınlanmakta olup şifresizdir...
(2 saat kaldı hadi !!!)
algılarınızın ayarlarıyla oynamayın...
konunun anlam ve emniyet kemerine;
yine bir şarkı sözü:
haydi dirinininninnninininriniinniiiniri yar.
haydidirinininirinirinininirniiiri yaaar.
hoşgeldin yar, yüreğime, elalem ne der se de sin
HADİ HADİ HADİ HADİ HADİ HADİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ
© 2009 Ulaş Kurugüllü
12 mart 2009
Bir mumdur iki mumdur infosu
bu
elektrik pahalılığında mumla ısınmak isteyenler ile yalancının mumu
yadsıya kadar diyip 30 martta gününü göstereceklere mi acaba bu
mesaj kaygılı info diye düşündüğünüz noktada eklemek isterim; mutlu
bir günde yazılan info da mutlu olur şeklinde...
bu mutlu günden mütevellit, gerek Bülent Ortaçgil konseri dinleyecek
olabilme, arkasından Güvenç Dağüstün performansına şahit olma ve
elbette bu esnada Aslı Yörükoğlu'nun doğum gününü hep birlikte
kutlama mutluluklarına da her zaman sahip olamıyoruz...
akabinde yaklaşan 23 martı da hatırlatmak isterim...
...tabi Çelik'de değişti...
12 Mart perşembe [bildiğin bugün]
Bülent Ortaçgil 22:00
Güvenç Dağüstün 00:30
JAZZSTOP
19 mart 2009
Perşembe infosu
van minit,
esküzü van minit !..
o 12 dakka konuştu ben 8, berisi 3; evde de konuşturmuyolardı zaten
beni.. çocukluğum susturulmakla geçti. şimdi ben konuşcam.
büyüğümsün.yaşından başından utan hoca, ben senin bildiğini de
bilirim; en çok ben bilirim, ama gerek yok. bu da böyle biline...
daha da gelmem davosa...
...ama siz yine de çağırın tabi...
çağırcaksınız dimi? üzülürüm, güvenirim...
türlü serzenişler arasında paylaşılagelen bir Güvenç Dağüstün
etkinliği ile karşı karşıyayız efenim.
2 yılı aşkın bir süredir JazzStop sahnesini keyif ve eğlence
gecelerine dönüştüren Güvenç Dağüstün ve saz arkadaşları; yine bir
yeni perşembe akşamında da sizleri sahnede bekliyor olacak;
olacağız...
30. geleneksek Ulaş Kurugüllü'nün doğumgünüsü şenlikleri haftası,
gün itibariyle başlamıştır.
bu akşamdan itibaren, hergün, her gece doğum günü kutlanacak, havayı
fişekler atılacak, hawai kızları coşacak coşturacak, alkol su gibi
akacak; ki zaten öyle akar genelde...
23 martın pazartesiye, pazartesinin ise doğumgününe döndüğü gün ise
official doğum günü etkinliği bizleri bekliyor olacak.ekvator cafede
yapılması planlanan yemek, sohbetli aktivite, sonrasında çılgın
atmaya herhangi bir mekana gidilebilinecek...
detaylar ve kendinizi eklemek için lütfen tıklatınız...
http://www.facebook.com/event.php?eid=126363500025
sa elmde beş parmak sol elmde beş parmak say bak say bak saaay bak..
bu akşam Güvenç Dağüstün ve saz arkadaşları, JAZZSTOP'ta...
peki ya siz ???
2 nisan 2009
"Güvenç Dağüstün ile
Bahar Çiçekleri", baharın gelmesine dem vuran, baharın taze ferah
kokusunu içimize çektiğimiz şu günlerde, pörtleyen yağmura ve bir
takım hayasız elektrik kesintilerine inaden; dimdik ayakta olan
bizler için, eğlencenin dibini kestiremememiz için tasarlanmış, her
haftanın soldan dördüncü gününde jazzstop sahnesinde vuku
bulacaktır...
şahit olmak için orada bulunmanız yeterli...
yani nedir?
...bu akşam JazzStop sahnesindeyiz...
"Güvenç Dağüstün ve Bahar Çiçekleri"
JazzStop 23:45
size bir ek$i sözlük ritüeli ile yazılmı sonlandırıyorum
Samatya'nın muhteşem (detone) ve kadife (kart) sesiyle;
eğlenceeee eğlenceeee eğlenceeee eğlenceeee !
namaste!
8 nisan 2009
Romalılar !
"sezarın hakkını sezara vermek gerek; o kadar yiyoruz azıcık kalori
alıyoruz değil mi? oysa mevsim salatası öyle mi?" serzenişinden dem
vuran zürafa, ardında damalı inekleri milka çiftliğine götürürken
yolda ayşe teyzeyle karşılaşırken, ikram ettiği lays cipsi boynundan
dolayı yiyememenin verdiği üzgünç ve utanç durumunda kalıp, dar
zamanda eğer bir gün bu duruma düşersem diye düşündüğü mimiği
yapaverirken ibibikler henüz ötmüyordu.ama arkasındaki denizli
horozu ise gayet aldığı şan dersinin etkisiyle pek bi şakıyordu
canım...
minik kuş, bu kısa süreli de olsa kulağında pası akıtan operatik
minik dinletiden pek bi haz almıştı.. o haz aladursun
çekiç-örs-üzengi kemiklerinin iletisiyle beynindeki 80k frekansı
yaklaşık +85 desibelde erimiş, tamamen basları duyarolmuştu. o
esnada kükreyen farenin sesine ürkeceğini ve cümle ormana rezil
olacağını bilseydi, asla dinlemezdi şan dersialmış denizli
horozunu... mis gibi Güvenç Dağüstün dinlemek varken ne gerek vardı
ki ?
halbusi o bunu bilmiyordu. bilseydi zaten "halbusi o bunu biliyordu"
yazardık, değil mi okuyucu?
neyse efenim gel zaman, git zamn kasabanın en işlek caddesinde
otostop çeken bir dişi zebra gördü minik kuş, fakat zebranın ya
olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi olculardan olmadığı keskin
bir bakışıyla hemencecik orada anlayayazdı. zira zebra, her ne kadar
gayet fanatik beşiktaşlı bir zebra olduysa da, kırmızı puantiyeli
bir içlik üzerine siyah döpyes giymiş idi.
tam da ah bu gençler şeklinde düşünürken bir de ne görsün ?
evet, minik kuş şeklinde adlandırdığımız tatlı zürafamız, sizce
zebrayı izlerken ne gördü?
cevaplarınızı cevap boşluk isim boşluk şeklinde yazarak 33764'e
yollayın, çekilişe katılın...
bi de ne yazdığınızı bana mesaj atın da anket tam olsun...
birinciye jazzstopta ücreti karşılığı vodka ikram edilecektir...
jazzstop demişken, perşembe (yarın) Ebru Elver konserinden hemen
sonra takribi geceyarısını eh bir miktar geçtikten sonra sahnede
olacağızdır...
"Güvenç Dağüstün ile 9 Nisan Özel"
perşembe 00:15 JAZZSTOP
ilginize; bilginize...
namaste !
22 nisan 2009
bugün 23 nisan
neşe doluyor insan
perşembeyi kaçırma
eğlenceye gel ihsan
ihsan değil mevzu
kaçırmayagör sende arzu
sonra eğlenmedik deme
peynir ekmek yeme
bahçelerde maydonoz
yeşil yeşil bazı bazı
artık yeter bu kadar
saçmalamamak lazı
efenim bir infodur ki saçmalamadan yazayım, bir infodur ki su gibi
okunsun, bünyeye vitaminler çörekler, börekler, çikolatalar (yazar
sapıtır), ne bileyim, bir fondü, şato biryan, kuzu çevirme, krem
karamel, baklava gibi yarasın...diyordum ama gelgör ki aşk beni
neyledi; ya da aslolan aşkolsun ki herhangi bir değişiklik yok.
zaten kumarda da kaybediyorum :(
ama 23 nisan perşembe akşamı Güvenç Dağüstün olduğunu, saat 22:00'de
başlayan grup gündoğarken konseri sonrasında sahneye çıkılacağını,
doya doya 23 nisanı kutlayacağımızı ve günün öneminin çocuklukta
kalmadığını gayet güzel idrak edeceğiz...
duyduk duymadık demeyin...
23 nisan 2009
doʇszzɐɾ - ǝqɯǝsɹǝd
ɹǝɥ "unʇsnƃɐp ɔuǝʌnƃ"
˙˙˙ʞıpǝʇsı unslo ʞılʞısıƃǝp ɹıq ǝlʎöq ɐp ɐpoɟuı nq
bekleriz FM
25 nisan 2009
cumartesi ateşi
efenim bir süredir
cumartesileri saatler akşamı, bizde saatlerimizi gösterir iken (evet
manyağız, her gün aynı saatte grupçanak toplanıp birbirimize
saatlerimizi gösteriyoruz) gusto isimli güzide mekanda sahne
alıyoruz...
süregelen sürenin bir hafta olduğunun altını çizmeksizin bilenler,
süregelen sürenin bir hafta olduğunu altını çizmeksizin
bilemeyenlere anlatsınlar efenim; velev ki biz perşembe gecesinin
absürd eğlence kıpraşmasını tam üzerimizden atamamışken, bu sefer
bizi dinginlemeye, ağacın tınısı ile, enstrumanların doğal (veya
yakın) sesleriyle huşu böcekleri ve huzur balonları ile hep birlikte
cumartesiye kendimizi hazırlıyor, yüreğimizden kopanları sizlere
sunmaya, duygu seli içerisinde her birinize can simidi atmaya
çalışırken köşebaşında duran zürafaya demiş ki, sen ne biçim
konuşuyorsun yırtarım ağzını ! halbusi, yırtmacı o kadar derin değil
di ki yahu, dedim bende ona, o da dedi ki, sen dedi, hep dedi, böyle
dedi giyiniyorsun dedi, bana dedi, dedi dedi, dede dedi, de dedi,
dido dedi. ben de dilay lay leyley dedim. ki arkasından hep birlikte
lümlümley gel bize diye de ekledik, ekler de yemiştik ama onunla
konunun alakesi yok. hem ısırırken diçim kamçaklanıyor... ayrıca
sincaplar her zaman fındık yemezler. üstelik psikolojik bozuntusu
olan zebralar, bazen de dikine çizgili olabilirler, hatta içlerinde
bir takım şizofren eğilimli olanlar, hem dikine hem enine çizgileri
ile ortalıkta haritametod defteri gibi de dolaşabilirler. onlarla
çok iyi sudoku oynanır (9x9)
az sonra neyşinıl coyrafigde koalaların yıllardır vatanı olan koala
lumburdan amerikaya göçünü konu alan "özgürlük" isimli filmi
izleyeceğiz.
unʇsnƃɐp ɔuǝʌnƃ
ısǝʇɹɐɯnɔ ɹǝɥ
oo:ss dǝɥ
ɹıƃuɐɥıɔ oʇsnƃ
© 2009 Ulaş Kurugüllü
30 nisan 2009
...gün geçmiyor ki bir
perşembe de gelirken bizi sabırsızlıktan deli edemeyedursun...
hal böyleyken elbette telefunken diyenlerinizi de duyar gibiyim...
ama en sağlıklısı sanırsam -ki samurda iyidir halıda- büyük güne şu
kadarcık küçük bir günden kalan zaman dilimleri kaldılar sa, bünyeyi
kendi kendine rölantide bırakıp eğlencenin şaha kalkacağı, sıkıntıya
çoban matı yapılacağı, karşıdan karşıya geçerken önce sola sonra
sağa sonra tekrar sola bakılması gibi bir takım hurafelerin asla yer
almadığı; "günün tek günü olsa, o da perşembe olsa, yarim gelse her
gün, gönlüm dolsa..." şarkısını bile henüz bestelenmemişken topon ve
popon listesinde 10 numaraya yükselten güruhtan bile daha heyecanlı,
daha kıpraşık, daha statik enerji yüklü, daha kolbastı, daha leyley,
daha lümlüm bir geceye daha az kaldı pek sevgili romalılar...
siz en iyisi beni boşverin, çıktığınız vitesle inin, şampuana ayrı
saç kremine ayrı para ödemeyin, saçlarınızın yarısı ahenkle
kolbasayazarken diğer yarısı ona tempo tutsun :)
deveye neden boynun eğri diye sormuşlar, sen benim kim olduğumu
biliyor musun da konuşuyorsun demiş...
bibip
© 2009 Ulaş Kurugüllü
9 mayıs 2009
yoğun olan Ulaş
sebebiyle, Güvenç Dağüstün eventlerinin programa az zaman kala
Jazzstop dükü Güvenç Dağüstün tarafından açılmasına ve o eski
zamanın akılda kalıcı, düşündürücü, merakla beklendirici,
improvizatif, progresif, yenilikçi mizah anlayışlı, ansızın
gelebilip, ansızın koparabilici info mesajlarının yazılmamasından
siz de müzdarip misiniz?
o zaman müzdarip yazın, 3364e kısa mesaj atın...
ayrıca bu mesajı 10 kişiye yollayın ki iyice deli olduğunuzu
düşünsünler...
deveye boynun niçin eğri diye sormuşlar,
"vats dı problem meeeen"
demiş
denizli horozu uzun ötermiş.
pıh pıh..
çileeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee
...kalın sağlacakla...
Güvenç Dağüstün, her cumartesi, 22:30dan kelli
GUSTO
© 2008-2009
Ulaş Kurugüllü
14 mayıs 2009
1010010010100101
saatlerimiz 01:01i
gösterirken yazmaya başladığım kimbilir neyi göstermeye çalışır
fakat ben inadına bakmazken bitirip yollayacağım şu güzel info
yazısına da dühul etmiş bulunmaktayız efenim bir 14 mayıs sabahı...
sabah dediysem tabi tamamen saat itibariyle, saat te malum dünyanın
güneş etrafındaki turistik sirkülasyonu ile ilintili malumunuz...
komşu kızının "sigara bitti bebişim" nidasıyla kapıma dayanması
ardından gelişen olaylar zinciri sonrasında anca devam edebiliteme
de şaşarak duruyorum sevgili okuyucu...
efenim 14 mayısın 15 mayısa yakın olan anlarında Güvenç Dağüstün
meşhur saz heyeti ile Jazzstop sahnesinde eğlenceye eğlence katmak,
sözüm ona teğet geçen ekonomik krizin yaralarına üflemek ve türlü
başka saçmalıklara biraz daha dayanma gücü vermek amacı ile sabaha
kadar eğlence garantili bazda, boya maddesi ve koruyucu içermeden,
tamamı naklen, reklamsız, tek çekim, çimlere basmayan, program,
dillere plesenk olmuş şarkıları hep bir gırtlak hep bir diyafram
hareketiyle söylemek, söyletmek, eğlencenin dozuna gözatmak için
sabahın belki de ilk belkide bir sonraki ışıklarına değin sürecektir
FM..
bu arada iptal olan Depeche Mode konseri ile hiçbir alakam
olmadığını, sadece bir turiste Türk misafirperverliğini göstermek
maksadıyla işkembeciye götürüp türlü sakatatları yedirmemden
kaynaklandığını da şuracıkta beyan ederim... ben ne bileyim adamın
zehirlenip konseri iptal edeceğini?
bu minvalde konsere bileti olup halihazırda event ayfasında
kendileini katılamıyor durumda işaretleyen katılamayıcılara da gelin
hep beraber modumuza depechelim çağrısı yapıyor, şu yazıları da
kapatıyorum en incesinden...
kendinize iyi bakınız; akşam 23:30dan itibaren görüşmek dileğiyle...
© 2008-2009 Ulaş Kurugüllü
19 mayıs 2009
saatler 4ü
gösterdiğinde yazılmış bir diğer infodan merhaba sevgili okuyucu...
bu, perşembe günkü mühim hadisenin önemini belirtirken, bir diğer
sürpriz gelişme içinde belirtgeç olacaktır dimağlarda...
şöyle ki;
malumunuz üzere perşembe eğlencesi "Güvenç Dağüstün ile Efil Efil"
Jazzstop sahnesinde saat gece yarısını azıcık geçtikten hemen sonra
vuku bulacaktır...
oysa henüz perşembe olmadan 1 gün önce, bir başka değişle çarşamba
akşamı, saatler 20:00'yi gösterdiğinde ben Ulaş Kurugüllü
yönetimindeki Istanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası, IDOB genç
kuşak sanatçıları ile Gian Carlo Menotti'nin Telefon; Friedric
Poulenc'in İnsan Sesi isimli tek perdelik operalarını Kadiköy
Süreyya Operası sahnesinde icra edecektir...
bu, ilkkez opera yöneteceğim gecede orada olup heyecanımı
paylaşmanızı isterdim açıkçası...
eğer onlarca kez hatırlatmama rağmen gelmemezlik gibi bir danualık
yapmaz ise Güvenç Bey'ler de orada olacaktır; hem öyle birşey olursa
zaten perşembe günü sahnede terör estireceğim...
umarım mesaj yerine gitmiştir :)
saygılar...
detaylı bilgi ve ilgili event:
http://www.facebook.com/event.php?eid=82315858963
"Güvenç Dağüstün ile Efil Efil" her perşembe 00:123 Jazzstop
© 2009 Ulaş Kurugüllü
28 mayıs 2009
dakikaların birbirini
kovaladığı şu dakikalarda, tıpkı davulcunun son ki üç dört diyişi
gibi heyecanlıdır bünye...
davulcu asla son iki üç dört demez. ikinci vuruşun ilk hecesini
atarki i-ki diye telaffuz ederkene (bak kene de kötü şu sıralar
dikkat etmek lazım, aklıma geldi...) zaman kaybetmemek için ki
der... son ki üç dört...
ama roman piyasasında stüdyo kayıtlarında duymuşuzdur hep...
yaylı grubunun başındaki adam, son ki üç, arkadaşlar hazır mıyız?
dört diyip girer... e ne anladım ben bu boş ölçüden ?
bi de 3/4 lük ölçüye son ki üç dört diye girenler var ki o
arkadaşları zaten tanımıyorum, tanıyanı da tanımam, tanıyanı
tanıyanı da tanımam...
böyle gider bu...
onikiyi azıcık geçince sahnedeyiz, bilginize...
jazzstop
© 2009 Ulaş Kurugüllü
29 mayıs 2009
efenim bu hatırlatma infosu, esasen sade ve sadece cumartesi akşamı
etkinliği için mutlak suretle telefon ile (ki henüz telepati
rezervasyonlarını kabul edemiyoruz) rezervasyon yaptırılması
gerekliliğini hatırlatma infosuyken yazar bünyenin biraz daha
cümleyi uzatma isteyişi, cümle uzarken yaşadığı beyin jimnastiği,
ardından okurken yaşayacağı haz, sayıları azımsanmayacak olan
kitlenin (güvençin değimiyle kitleler) okurken hissettiği keyif, ve
bu keyfin bana katacağı keyif silsilesi ile düşünüldüğünde planlanan
dan daha bile kısa yazılmıştır...
can sıkkınken bile keyifli info yazabilme yeteneğim varmış... bunu
da gördük...
Gusto tel yukardaki cümlede bahsedildiği üzere telefon ile
rezervasyon için:
Daily Gusto Tel: 0212 - 292 3215
© 2008-2009 Ulaş Kurugüllü
1 haziran 2009
Bilgi
1,6,2009 itibariyle perşembe Güvenç Dağüstün Jazzstop grubuyla bir
ilgi ve alakam bulunmamaktadır.
ilgililere saygıyla duyurulur...
Ulaş Kurugüllü
|