|
ARNAVUT KALDIRIMI
incecik bir sokaktı.. baştan aşağı eski, yeri geldiğinde formunu
yitirmiş, bazı uçları pürüzlenmiş ve hatta keskinleşmiş arnavut
kaldırımıyla bezeli, hayli ince bir sokak...
bir tarafında ufak bir köhne ahşap ev, diğer tarafında ise kirli
sarı renge boyanmış koskocaman taş bir bina durmaktaydı seneler
boyu..
daracık olmasına rağmen yıllar hizmet etti bu sokak insanlara,
hayvanlara... gün içinde yüzlerce insan bir oraya, bir buraya
geçiyor, bazen, bazıları karşılaştıklarında selamlaşıyorlardı
bile..yağmur yağdığında binaların arka bahçelerinden gelen ıslak
yaprağın toprağa düştüğünde saldığı koku arnavut kaldırımlarıyla
bezeli sokağa kadar ulaşıyordu..
yine arnavut kaldırımlarının yağmurdan dolayı sırılsıklam olduğu bir
günün akşamında, hava henüz kararmaya başlamış, aydede yüzünü bu
ıslak kaldırımlarda etrafa saçmakla meşgul olmaya henüz başlamışken
sokağın bir ucundan diğer ucuna, kirli sarı taş binanın önüne doğru
hızlı bir biçimde bir araba geçti..arabanın tamda doldurulmamış
hafif inik lastiklerinin ıslak arnavut kaldırımlarından geçerken
çıkarttığı yüksek gürültü, eski arabanın motorundan çıkan gürültüden
neredeyse daha fazlaydı... köhne ahşap binanın kırık penceresinden
dışarıya beline kadar sarkmış eski perdenin meraklı gözleri,
arabanın çok acı bir frenle durduğunu ve hemen kapısının açılıp
içerisinden her tarafında kol saati takılmış bir adamın çıktığını
gördü...
..ve adam gecenin siyah sessizliğini bir gök gürültüsü edasıyla
yırtarcasına bağırdı...
" hububat fiyatları, hububat fiyatları !" |